Reklam
Reklam
Hürbakışım l Denizli Haber Sitesi -
$ DOLAR → Alış: 5,79 / Satış: 5,81
€ EURO → Alış: 6,51 / Satış: 6,53

TBMM BAŞKANI, YEREL SEÇİMLER

Omer Faruk Eminağaoğlu
Omer Faruk Eminağaoğlu
  • 13.01.2019
  • 102 kez okundu

Ömer Faruk EMİNAĞAOĞLU

Seçimler, anayasal düzeni ve demokrasiyi korumak ve yaşatmak için yapılmaktadır.

Siyasi partiler de demokrasinin vazgeçilmez unsurlarıdır.

Anayasanın değiştirilemez nitelikteki başlangıç bölümünde yer alan temel ilkelerde, millet adına egemenlik yetkisi kullanan hiç bir kişi ve kuruluşun, Anayasa ile belirlenen özgürlükçü demokrasi ve hukuk düzeni dışına çıkamayacağı belirtilmektedir.

Bu bağlamda millet adına egemenlik yetkisi kullanan TBMM’yi temsil eden TBMM Başkanı’nın da, Anayasa ile belirlenen özgürlükçü demokrasi ve hukuk düzeni dışına çıkabilmesi veya bunun herhangi bir yolla sağlanabilmesi, bir siyasi partinin emri altında davranış ta sergilemesi asla düşünülemez.

Anayasa uyarınca, TBMM Başkanı üyesi olduğu siyasi partinin Meclis içindeki veya dışındaki faaliyetlerine bile katılamamakta ve TBMM’de oy da kullanamamaktadır.

Siyasi Partiler Yasası, Anayasa’nın bu hükmünü ifade etmiş, TBMM Başkanı’nın sadece milletvekili adayı olmasına ilişkin faaliyetlerinin bu hükmün kapsamı dışında olduğunu belirtmiştir.

Yerel yönetim seçimlerine ilişkin yasada da, özel hüküm olmayan hallerde Siyasi Partiler Yasası’nın uygulanacağı belirtilmiş olup, TBMM Başkanının yerel yönetimler konusunda adaylığına ilişkin bu yasada özel hüküm bulunmamakla, Anayasa ve Siyasi Partiler Yasasındaki hüküm gözetildiğinde, TBMM Başkanı’nın bu sıfatla yerel yönetim seçimlerinde aday olabilmesi söz konusu değildir.

Yerel yönetim seçimlerine ilişkin yasada, milletvekilleri için Anayasa paralelindeki düzenlemeyle genel seçimlerde olduğu gibi yerel seçimlerde de istifalarının gerekmediği belirtilmiştir ki, bu durum kuşkusuz TBMM Başkanı’nın istifasını ortadan kaldıran bir hüküm değildir.

Seçim demek, sadece sandık demek olmayıp, seçimlerin de hukukun üstünlüğü içinde, Anayasa ile güvence altına alınan kurallar gözetilerek ve demokratik bir ortamda gerçekleştirilmesi gerekmektedir.

Millet adına egemenlik yetkisi kullanan TBMM’nin Başkanı’nın, görevinden istifa etmeden, bu sıfatı taşıyarak yerel seçimde adaylığı, bir çok yönden Anayasa ihlaline yol açmakta, bu bağlamda TBMM’nin manevi kişiliğine saldırı da oluşturmakta, eşit yarış koşullarını ortadan kaldırması gibi yönleriyle hukuka ve demokrasiye de aykırılık yaratmaktadır.

Hukuk ve demokratik ortamın varlığı gözetilmeden, demokrasi için sadece sandık ve sandıktaki irade yeterli olsa, kuşkusuz üstelik %92 evet oy oranı ile yürürlüğe giren 12 Eylül Anayasası’nın da demokrasiyi en ileri düzeyde sağlamış olması gerekirdi ki ne kadar geri bir demokrasiye yol açtığını açıklamaya gerek yoktur.

Benzer durumlara tekrar yol açılmaması için her koşulda Anayasa gözetilerek, Anayasa ihlal edilmeden, Anayasaya bağlı kalınarak, hukuk ve demokrasi içinde sandığa gidilmesi gerekmektedir.

Seçimler, Anayasa, hukuk ve demokrasi görmezden gelinerek değil, Anayasa, hukuk ve demokrasiye bağlı kalınarak gerçekleştirilmelidir.

Siyasi partilerin katılımıyla bile yapılsa, Anayasa, hukuk ve demokrasi ihlal edilerek, hukuk kuralları gözetilmeden gerçekleştirilen bir seçim, kuşkusuz koltuk için yapılan bir seçimdir.

TBMM Başkanı’nın bu sıfatla partili veya partisiz olarak resmen büyükşehir belediye başkan adaylığı söz konusu olursa, seçimlerin düzen ve dürüstlüğü ile ilgili her türlü kararları almak gibi son derece geniş yetkileri olan ilgili il seçim kurulu veya itiraz üzerine YSK elbette böyle bir aykırılığa engel olmak durumundadır.

Yaşanacak böyle bir aykırılık, salt etik bir sorun ve demokrasi kültürü konusu değil, bunun da ötesinde, seçimler, aday ve aday gösteren siyasi parti yönünden de hukuk ve demokrasiye temelden aykırılık yaratmaktadır.

Anayasa dışına çıkan o siyasi parti için ayrıca sorumluluk ta doğurmaktadır.

TBMM Başkanı’nın bu sıfatla söz konusu olacak büyükşehir belediye başkanlığı adaylığını, il seçim kurulu veya itiraz üzerine YSK engellese de engellemese de, demokrasinin vazgeçilmez unsurları olan siyasi partiler, bu konudaki başvuru sonuçlarını beklemeden, anayasa, hukuk ve demokrasiye aykırı böyle bir adaylık başvurusu durumunda seçimlere katılmayacaklarını açıklamalıdır.

Siyasi partiler yapacakları böyle bir açıklamayla, koltuk kavgası ve koltuk yarışı içinde değil, anayasa, hukuk ve demokrasiden yana olduklarını ortaya koymalıdır.

Bu ortamda ittifak, hangi koltuk kimin olsun konusu üzerinde, koltuk pazarlığında değil, anayasa, hukuk ve demokrasiye bağlılık konusunda olmalıdır.

Seçimlerle güdülen amaç, Anayasa, hukuk ve demokrasiyi korumak ve yaşatmak olduğuna göre, bu durum her koşulda sadece sandığa gitmeyi gerektirmemektedir.

Sandık eğer anayasa, hukuk ve demokrasiyi askıya alarak konulmakta ise, o zaman anayasa, hukuk ve demokrasiye bağlılık, böyle bir sandıktan uzak durmayı gerektirmektedir.

Bu konuda belirleyici olacak olan kuşkusuz siyasi partilerdir.

Demokrasinin vazgeçilmezi olan siyasi partilerin de bu yolda anayasa, hukuk ve demokrasiye bağlılıklarını göstererek, gereken kararları almaları beklenmektedir.

Siyasi partilerin alacağı kararı gözetmeden sergilenecek davranışlar, iktidar partisinin işine yarayacaktır.

Yapılması gereken siyasi partilerin bu konuda varlık nedenlerine uygun kararları almalarının sağlanmasıdır.

Siyasi partiler gerekli kararları almaz ise, kuşkusuz aday belirleme gibi konular da dahil olmak üzere asıl bu konu, ilgili siyasi partilerin yapısı içinde seçim sonrasının temel gündemini de oluşturacaktır.

O halde siyasi partiler Anayasa, hukuk ve demokrasiye bağlılıklarını göstermelidir.

Alacakları kararlar, sandık üzerinden, anayasa, hukuk ve demokrasiye yapılmak istenilen saldırıyı önleyecektir.

Bu durum iktidar partisinin kendisine yaratmak istediği meşruiyet oyununa da son verecektir.

Siyasi partilerin, Anayasa, hukuk ve demokrasi ortak paydasında buluşarak, iktidarı muhatap almadan adım atıp bu yolda yürümeye devam etmeleri demek, bu ortamda demokratik irade, dayanışma ve kararlılıkla demokrasiyi de yaşatmak demektir.

Anayasa, hukuk ve demokrasi içinde verilecek bu mücadelenin bir diğer anlamı da daha sandığa gitmeden seçimi de kazanmak demek olacaktır.

İktidar partisi ve TBMM Başkanının bu tutumunun sürmesi karşısında yapılması gereken, diğer siyasi partilerin bu aykırılığa karşı koymaları ve bunun için bir araya gelebilmeleridir.

Bir araya gelmeyi sağlayacak adımı atmak ve çağrı yapmak görevi kuşkusuz öncelikle ana muhalefet partisinden beklenmekte ise de, ana muhalefet partisi dışındaki parti veya örgütler de bu adımı atabilecektir.

Siyasi partilere varlık nedenlerini hatırlamalarını belirterek, bu adımı atmaları yolunda ben de çağrıda bulunuyorum.

  • Türkiye İşçi Partisi’nden yerel seçim kararı
  • Üsküdar’da skandal seçmen ‘yüklemesi’
  • Yiyin efendiler yiyin! AKP Kadın Kolları Başkanı’na belediyeden maaş
  • Nahit Duru | AKP, bez torba ve Türk Askeri’nin başına geçirilen çuval
  • CHP’nin seçim aracını yaktılar! Demokrasi düşmanlarına yanıt Canan Kaftancıoğlu’ndan geldi!
  • ‘Solcu kitabevinde’ keyfi işten çıkarmalar…
  • Kılıçdaroğlu, ‘taklacı İdris’ tartışmasına noktayı koydu

Eğitim

ZİYARETÇİ YORUMLARI

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu aşağıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.

YORUM YAZ